İstanbul Kültür University

Denktaş denince | Star | Mensur Akgün

Denktaş denince insanların aklına siyasi duruşlarına bağlı olarak iki şey gelir. Ya çözüm karşıtı bir lider olarak tanınır ya da büyük bir vatansever. Yani o ya siyahtır ya beyaz. Çok azımız onun bırakın renkli yanlarını, gri tonlarını bilir. Çok azımız onun insani özelliklerini önemser.

Ölümünden sonra bu biraz değişmiş olsa da geçici olduğunu göreceksiniz. Biz yine onu siyasi tercihimize göre anlamlandıracağız. Biyografisinin insani özellikleri yeniden unutulacak, siyasi kimliği kaçınılmaz olarak ön plana çıkacak.

Oysa bir insan olarak Rauf Denktaş ya da Denktaş Bey son derece renkliydi. Sizi kapıda yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemesiyle karşılar, en zor anlarda bile hayatla, siyasetle ve bazen de kendisiyle dalga geçerdi.

* * *

Ben Denktaş’ı 1990’lı yılların ikinci yarısında tanıdım. Yeni Yüzyıl’da yazarken bir gazeteci grubu ile birlikte Lefkoşa’daki konutunda ziyaret etmiş, birlikte yemek yemiştik.

Bu yemek seansları daha sonraki yıllarda da devam etti ve onlardan aklımda en çok oldum olası öğle yemeklerini pas geçen Leyla Tavşanoğlu’nun tabağından rejimini kontrol altında tutan garsonuna belli etmeden aldığı ekmekler kaldı.

Denktaş, ekmeklere bakarken de, gülerken de, konuşurken de samimiydi, gerçekti. Kimseyi etkilemek için özel gayret sarf etmezdi. Çünkü o zaten etkiliydi. Doğuştan gelen bir karizması vardı.

O günlerden aklımda yanından hiç ayırmadığı küçük beyaz köpeği ve kamerası da kalmış. Bir de Yılan Adası’ndaki yazlık konutu. Orada kendisini bir grup emekli büyükelçi ile ziyaret ettiğimizde söyledikleri. KKTC’nin kuruluş aşamasına ilişkin eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen’e anlattıkları.

Sonra Annan Planı dönemi geldi. Ben ve bir grup arkadaşım plan üstünde çalıştık, planın optimum bir çözüm sunduğuna karar verip destekledik. Türkiye’de ve adada toplantılar düzenledik. Yazılarımızla duruşunu, siyasetini eleştirdik. Ama o bana karşı olan tavrını hiç değiştirmedi.

Bir kaç kez de yazılarıma uzun mektuplarla cevaplar yazdı. Bir keresinde oğlu ve arkadaşım Serdar Denktaş’a yanında bu kadar adam çalışırken yazmanın kolay olduğunu söylediğimde, şaşırarak mektupların kendisi tarafından kaleme alındığını öğrenmiştim.

Sarı Kız zamanında yanımda Annan Planı’nın PRIO tarafından hazırlanan, Yeşil Zehir olarak adlandırılan özetini taşıdığım gerekçesiyle meslektaşım Sylvia Tiryaki ile birlikte bir derin devlet operasyonu ile uçaktan indirilip göz altına alındığımda da Müsteşarı Ergun Olgun’a aratıp kendisi ve devleti adına üzüntüsünü bildirmişti.

* * *

Planın Rum tarafınca reddinden sonra da ilişkimiz devam etti. Adaya gittiğimde kendisini ziyaret ettim. Artık Cumhurbaşkanı değildi, fakat neşesi ve enerjisi yerindeydi. Rumları yakından tanıyan biri olarak uyarılarını yapmayı sürdürmekteydi.

Onu en son GPoT olarak yayınladığımız ve Felsefe Profesörü Michael Moran ile olan mektuplaşmalarını içeren kitabının sunuşu için Girne Dome Otel’de düzenlediğimiz panelde ve daha sonraki yemekte gördüm. Sonra Yakın Doğu Hastanesi’ne gittim ancak sadece Serdar ve Müge Denktaş ile konuşabildim.

Doğrusu cenaze törenlerini pek sevmem ve riyakar bulurum, ama eğer Kuala Lumpur’da olmasaydım, bugün Kıbrıs’ta olmak isterdim. Onun için hiç bir anlam ifade etmese de orada olmak beni mutlu ederdi...

---
To read the article on the website of the original source, click here.

← Share