İstanbul Kültür University

Değişimi yönetmek | Mensur Akgün | Star

Arap dünyasi kimsenin tahmin edemedigi bir hizla degişiyor. Bastirilmiş duygular ve tepkiler açiga çikiyor. Bölgenin tüm otoriter rejimleri köklü bir sarsinti geçiriyor.

Bir kaç yil sonra kaç tanesinin ayakta kalacagi, Ortadogu’nun nasil bir şekil alacagi henüz hiç belli degil.

Talebin demokrasi yönünde olmasi çogumuzu bu bölgenin daha demokratik bir yer olacagi ve demokrasinin tanimi geregi de barişçi olacagi yönünde bir iyimserlige sevk ediyor. Farkinda olmasak da demokrasilerin savaşmayacagi, en azindan birbiri ile savaşmayacagi tezi içimize öylesine işlemiş ki, degişim bizi umutlandiriyor.

Tahrir meydanindaki demokrasi taleplerinden, Der’a’daki yürüyüşlerden, Bingazi’deki muhaliflerin savaşma azminden cesaret aliyoruz. Oysa ne degişimin demokrasi yolunda olacaginin, ne de demokratik yöntemlerle seçilmişlerin diger seçilmişlerle savaşmayacaginin bir garantisi var.

Demokrasi talebi ve demokrasi
Üstelik bir yerde demokratik talep olmasi oranin demokratik olacagi anlamina da gelmemekte. Halkin kendi kaderini ellerine almasi, bireyin özgürlügü garanti altina alinmadiktan sonra bir anlam ifade etmiyor. Yapilan şey sadece bir baskici rejimi digeri ile degiştirmesi haline kolaylikla gelebilir.

Egemenligin mutlak kaynaginin tanri olarak görüldügü yerde bireyin özgürlügünü garanti altina almak da zor. Arap dünyasi kendi iç dinamikleriyle despotlarindan kurtulsa bile bireyin, daha dogrusu azinliklarin hakkinin korunmasinin saglanmasi için dişaridan destege ihtiyaci var.

Bu destek ise bombalarla, füzelerle verilebilecek bir destek degil. Destek ancak yönetimde, anlayişta emsal yaratmakla, teşvik etmekle, en çok da norm koyan uluslararasi kurumlarin kurulmasiyla verilir. Bu yüzden de Avrupa’nin, II. Dünya Savaşi sonrasinda yaşadiklarindan çikartilacak çok ders var.

1949’da kurulan ve hedefi demokrasinin kendi bölgesinde yerleşmesi olan Avrupa Konseyi benzeri bir örgütün Ortadogu’da da kurulmasi şart. Kriz yönetimi, silahlarin kontrolü, seçimlerin demokratik yapilmasi gibi sorumluluklari üstlenmiş bir AGIT bu bölge için de gerekli.

Nihayetinde demokrasiyi kurabilecek ve koruyabilecek hiçbir kurumun olmadigi ülkelerden söz ediyoruz. Bu kurumlar kurulmadan, bu kurumlarin dayanabilecegi uluslararasi normlar olmadan seçimlerin yapilmasi da, seçim sonucunun istikrar saglamasi da çok zor.

Dün Istanbul Kültür Üniversitesi Küresel Siyasal Egilimler Merkezi’nde düzenlenen beyin firtinasinda Bahçeşehir Üniversitesi’nden Ali Resul Usul’ün söyledigi gibi demokrasi norm degeri yüksek bir kavram. Demokratikleşmeye destek vermek de öyle.

Kavramin kutsalligi
Ancak kavramin kutsalligi başimizi döndürmemeli. Gelecegi bizim açimizdan çok önemli olan bu bölge üstünde söz sahibi olmak için olan biteni bütün gerçekligi ile degerlendirmeli, bir takim bölge dişi güçler tarafindan manipüle edilen yerel muhaliflerin medya üstünden eleştirilerine göre siyaset geliştirmemeliyiz.

Halkin silahlandirilmasi gibi maceralardan da mutlak surette kaçinilmasi gerekiyor. Zaten şimdiden Libya halkinin elinde yeteri kadar silah var. Bu yüzden bir kez daha tekrarlayalim: Demokratikleşme tabii ki gerekli ama sürecin yönetilmesi de öyle.

Biliyorsunuz, Türkiye bu sürecin yönetilmesine talip. Ateşkes planlari yaparken, askeri müdahale yerine insani müdahaleyi öncelerken bunun sinyallerini ziyadesiyle verdi. Bundan sonra da pes etmemek, içerideki ve dişaridaki eleştirilerden yilmamak, bir de Kültür Üniversitesi’ndeki toplantida Sönmez Köksal’in dedigi gibi aktif politika izlerken aktivist olmamak zorunda...

To read the article in the original newspaper, click here.

← Share