İstanbul Kültür University

Arapların isteği İran değil Türkiye olmak | Murat Aksoy | Yeni Şafak

TESEV'in Ortadoğu'da yaptığı araştırma Türkiye'nin bölgede yüzde 80'lerin üzerinde sevildiğini ortaya koydu. Araştırmayı yöneten Dr. Mensur Akgün, Ortadoğu'nun siyasal model olarak İran'ı değil Türkiye'yi örnek aldığını söyledi. Akgün; son yaşananların hem Batı hem de İsrail için Türkiye'nin önemini arttırdığını da ifade etti.

Önceki haftadan itibaren gözlerimiz Ortadoğu'da. Tunus'ta başlayan olaylar Mısır'a sıçradı. Yemen'de, Suriye'de, Ürdün'de değişim yönünde değişimler başladı. Ancak herkesin gözü hâlâ Mısır'da. Mısır'da gerçekleşecek devrim, bölgede daha derin bir değişime yol açabilir.

Bütün bu olaylara bakarken herkesin ilk cevabını aradığı soru 'bundan sonra ne olacak' ise ikinci soru muhtemelen 'bu gelişmelere yol açan faktör(ler) ne(ler)' sorusudur. Tek bir faktörden söz etmek her ne kadar mümkün değilse de, bu süreçte Türkiye'nin de bir payı olduğunu söyleyebiliriz. Geçen hafta Sefer Turan ile yaptığımız söyleşide Turan; "Yaşananlarda Türkiye'nin doğrudan değilse bile dolaylı rolü vardır" tespitini yapmıştı.

Türkiye'nin bölgede nasıl algılandığı ve bölgedeki gelişmelerdeki rolünü anlamak açısından geçen hafta TESEV tarafından ön raporu yayınlanan "Ortadoğu'da Türkiye Algısı 2010" araştırma önemli bulgular taşıyor.

Bu hafta Söyleşi-Yorum'da rapordan hareketle Türkiye'nin bu bölgede oynadığı rolü ve olabilecek gelişmeleri İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim üyesi ve TESEV Dış Politika Programı üyesi Mensur Akgün ile konuştuk. Akgün, son yaşanan olaylarla Türkiye'nin bölgedeki öneminin daha çok arttığını söyledi.

Ortadoğu'nun tarihi günlerinde siz TESEV olarak "Ortadoğu'da Türkiye Algısı 2010" araştırmasını yayınladınız. Hangi sorunun cevabını aradınız?

Bizi bu araştırmaya yönlendiren şey, Türkiye'de yaygın olan "Araplar bizi sevmiyor" algısının gerçek olup olmadığını araştırmaktı.

Sonuç?

Gerek ilk araştırmada gerekse ön raporunu yayınladığımız ikinci araştırmada bu kanının gerçek olmadığını ve tam tersine Arapların Türkiye'yi giderek artan bir şekilde sevdiğini gördük. İlk araştırma Mısır, Ürdün, Lübnan, Filistin, Suudi Arabistan, Suriye, Irak, ikinci araştırma ise bu ülkelere İran'ın eklenmesi ile 8 ülkede 2267 ile yüz yüze yapılan mülakatlarla gerçekleştirildi.

Bu raporun bize söylediği en önemli şey Arap sokağının Türkiye'ye bakışının konjonktürel sempatiden çıkarak yapısal ilgiye dönüşmüş olduğu. Görünen o ki ciddi bir siyasi ya da diplomatik hata yapılmadığı sürece bu ilgi kalıcı hale gelecek. Araştırmanın yapıldığı yedi Arap ülkesinde Türkiye'ye karşı duyulan sempati yüzde 80 gibi yüksek bir oranda.

ARAPLARIN YÜZDE 80'İ TÜRKİYE'YE SEMPATİ DUYUYOR

Başka sonuçlar çıktı mı?

Türkiye'nin bölge ülkeleri arasındaki "arabuluculuk" rolünün giderek kabullenildiği. Özellikle İsrail-Filistin konusunda, İran'ın nükleer silah yapımı konusunda Türkiye'nin oynadığı arabuluculuk rolü bölgede önemli ölçüde kabul görülmekte ve Türkiye'nin bölgede daha fazla inisiyatif alması istenmekte. Yine ekonomik olarak Türkiye bölgede kabul görmeye başladığı anlaşılıyor.

Peki Türkiye ne yapıyor, bunları nasıl sağlayacak?

Bu araştırmanın verilerinden yola çıkarak sorduğunuz sorunun cevabını bilimsel diyebileceğimiz bir kesinlikle vermek zor. Çünkü bu tür araştırmalarda sebep sonuç ilişkisinden ziyade görünen yani sonucun bir resmini çekersiniz. Ancak yapılan diğer çalışmalar, basın taramaları ve bir de diğer ölçüm sorularına verilen cevaplar Türkiye'nin bölgede; 1) siyasi aktör olması, 2) ekonomik olarak görünür hale gelmesi, 3) kültürel olarak varlığını hissettirmesi, 4) siyasal ve kültürel model olarak algılanmasının bu sonucun ortaya çıkmasında etkili olduğuna işaret ediyor.

Her biri açılmaya değer konular. İlkinden başlayalım yani siyasi aktörlükten...

Bir kere bölgede siyasal olarak AK Parti ve Tayyip Erdoğan fenomeni var. Özellikle Gazze'ye yapılan saldırı sonrası çıkış, Davos'taki resti bölgede çok önemli bir değişimin başlamasının önünü açtı. Düşünün Davos'ta Arap Birliği Sekreteri otururken, Erdoğan kalktı ve platformu terk etti. Bu davranış bölgedeki pek çok insanın aklına kazındı. Belki bunu size bir anekdotla daha iyi anlatabilirim. Davos olayından sanıyorum 3 ay sonra TESEV'den bir grup New York'ta taksiye bindik, aramızda Türkçe konuşuyoruz. Taksi şoförü Mısırlı çıktı. Biz Türkçe konuşunca hemen Davos'u açtı ve Erdoğan'ın kendileri için ne kadar önemli bir çıkış yaptığını anlattı. Taksiden inerken de bizden ısrarımıza rağmen para almadı. Yani New York standartlarında düşünüldüğünde hiç beklenmedik bir şey yaptı.

Bu sadece bir deneyim ama Arap dünyasının hissiyatı hakkında çok şey söylüyor. Son olarak Mavi Marmara olayı. Bütün bunlar Arapların gözünde 'Türkler Arapların haklarını korumak için çalışıyor' algısı yarattı ve bunu algı belli ki süreç içinde güçlendi.

İkinci faktör...

Türkiye giderek bölgede daha fazla görünür olmaya başladı. Fabrikalardan mağazalara, ürünlerden inşaat şirketlerine birçok alanda Türkler ve Türk markaları Arapların gündelik hayatının parçası oldu. Arap dünyasında nereye giderseniz gidin bir yerde Türk malı bisküvi, makarna, çiklet gibi gündelik hayatın parçası olan malları görüyorsunuz. Eskiden o insanlar Amerikan, Fransız malları kullanıyorlardı. Üçüncüsü ki bu daha ilginç gelebilir.

TÜRK DİZİLERİNİN CAZİBESİ

Nedir?

Kültürel görünürlük. Türkiye'de özellikle her kesimden biraz okumuş, yazmışların dudak kıvırdığı, izlemiyorum dediği TV dizileri, bölgede kültürel iletişim açısından çok önemli. Ortadoğu'nun en çok izlenen televizyon programları Türkiye yapımı diziler. Bu diziler Arap dünyasına bir hayat tarzı sunuyor. Ve Türkiye ile ilgili imajı büyük ölçüde değiştiriyor. Bu açıdan bu dizler bölgede bir tür "kültürel hegemonya" yaratıyor. Bu dizlerin oyuncuları bölgede çok seviliyor. Hatta birçok Arap ülkesinden insanlar bu dizilerin çekildiği evleri görmek için Türkiye'ye geliyor, söylediklerine göre 50-60 dolar verip bu mekanları gezmek istiyorlar. Dizi mekanları Arapların tatil programlarına bile girmiş.

TÜRKİYE SİYASİ MODEL OLUYOR

Sonuncusu...

Bu Türkiye'de çok tartışmalı bir konu ama bir o kadar da önemli. Türkiye İslam ve demokrasi birlikteliği ile bölge için model olarak görülüyor. Özellikle son 8-9 yılda AK Parti iktidarı bu model için en önemli temellerden birisi. Türkiye bunu becerebiliyorsa mesela Mısır'daki Müslüman Kardeşler'den korkmamıza gerek yok diye bakıyorlar. Bu deneyim özellikle Arap dünyasındaki aydınlar tarafından örnek alınıyor. Herkes bundan hoşlanmıyor, bütün Arap gazetelerinde; "aman Türkiye ne harika diye yazmıyor" ama Türkiye kendisi hakkında konuşturuyor. Eskiden Arap basını Türkiye'ye kayıtsızdı aynı şekilde Türkiye de. Şimdi karşılıklı etkileşim var. Elbette Türkiye ile bölge arasında derin kültürel ve tarihsel farklılıklar var ama bu Türkiye'nin model olarak algılanması gerçeğini değiştirmiyor.

Peki Türkiye, Arap dünyası için siyasal sitem olarak model olabilir mi?

Dışarıdan bakıldığı zaman evet. Hatta Arap ülkeleri değişimi tartıştığı bugünlerde Türkiye'yi model aldıklarını da sık sık söylüyorlar. Ama Türkiye'nin model olarak görülmesi bu ülkelerin bugünden yarına Türkiye gibi olacakları anlamına gelmiyor. Belki belli bir geçiş döneminden sonra Arap ülkeleri Türkiye gibi bir demokrasi deneyimi üretebilirler. Bu açıdan bugün her iki coğrafya daha teorik düzlemde baktığımızda Arap dünyasından bir Türkiye çıkarmak kolay değil. Ancak Türkiye'nin taklit edilebilecek bir model olarak görülmesi, bir de yüzde 80'lik sempatiyi düşünürseniz, bize önemli siyasi imkanlar tanıyor. Türkiye isterse kendisine karşı duyulan bu teveccühü bölgenin istikrarına, demokrasisine, refahına katkıda bulunmak amacıyla kullanabilir. Ki zaten kullanıyor da.

Bir tartışmada Türkiye'nin değilde İran'ın model olduğu yönünde. Bölge için Türkiye mi İran mı model?

İran hiçbir zaman için model olmadı. Şimdi ve bundan sonra olabilmesi de zor görünüyor. Zaten Kuzey Afrika'daki son olaylar sırasında yapılan açıklamalarda bu tespitin doğru olabileceğine gösteriyor.

GEÇİŞ DÖNEMİ YAŞANACAK

Neden şimdi?

Bir sürü tetikleyici faktör var. Zaten için için kaynayan bir ülkeydi Mısır. 30 yıldır tek adam iktidar var. Göstermelik seçimler vs. Kendi adamlarınızın olduğu mecliste çıkardığınız yasalar yoluyla bütün demokratik faaliyeti yasaklıyorsunuz bunun sonuncunda da insanlar patlama noktasına geldi. Tunus'ta bir seyyar satıcı kendisini yakıyor ve hareketlenme başlıyor. Otoriter rejimlere karşı bir isyan başladı. Bir de yoksulluk eklenince bu tepki iyice sokağa çıktı. Eğer bugün Suudi Arabistan'da bir hareketlilik yoksa bu oranın demokratikliğinden değil paranın varlığındandır.

Bu gelişmelerin sonucu ne olur?

Geren Tunus'ta gerek Mısır'da gerekse diğer bölge ülkelerinde artık çok şey değişecek. Otoriter düzenlerin, içine kapalı sistemlerin uzun süre yaşama şansı yok. Şu anda olay olmayan ülkelerde de değişim yaşanacak. Arap dünyasının daha demokratik olduğunu göreceğiz. Ama unutmayalım ki demokrasi sadece demokratların varlığı ile yaşamaz. Kurumların varlığını, geleneklerin yerleşmesini de gerektirir.

Bölgede yaşananlar küresel demokratik sisteme entegrasyon hareketi midir?

Küreselleşme etkilerini nasıl ekonomide hissettiriyorsa aynı şekilde siyasette de hissettiriyor. Eskiden en doğrunun "atalardan geldiği gibi" olduğunu düşünen insanlar, şimdi farklı yerlere bakarak başka doğruların da olduğunu görüyorlar. Kısaca web ve sosyal ağlar bu bölgeyi teknolojik olarak dünyaya bağladığı ölçüde demokrasi noktasında da dünyaya bağlayacaktır. Ortadoğu'da zaman içinde demokratik dünyanın parçası olacaktır. Belki hemen değil ama bir müddet sonra bu kaçınılmaz.

Ortadoğu Güvenlik İşbirliği Teşkilatı kurulmalı

Araştırmaya dönersek. Türkiye'nin model ülke olarak algılanması, bu olaylarda ne kadar etkili olmuştur?

Doğrudan tetikleyen değil de model olma noktasında etkili olmuştur. Bakın isyana ilk başlayanlar İslami kesimden değil daha çok seküler kesimden. Mısır'ın orta sınıfından gençler. Eylemler bunların protestoları ile başladı. Bu kesim için Türkiye'nin model alınma durumu söz konusu. Bu noktada AK Parti deneyimi bunlara ilham vermiş olabilir. Sonra Tunus'u sürgün lideri Gannuşi, yıllar sonra ülkesine dönerken; "Biz Recep Tayyip Erdoğan'ı örnek alıyoruz" diyor.

İkincisi de Davutoğlu'nun "tarihin derinliği" sözünü unutmayalım. Burası yani İstanbul, yüzyıl öncesine kadar o bölgenin başkentiydi. Sultanahmet Camii bizim için çok büyük bir anlam ifade etmeyebilir ama; Kahire'den, Ürdün'den, Yemen'den gelen birisi için bizimkine oranla çok daha büyük bir anlam ifade ediyor. Aynı şekilde Topkapı Sarayı mesela; ama onun için bambaşka bir anlam taşıyor. Model olarak neden Türkiye'yi gördüklerini anlamak açısından bunlar dikkate almamız gereken örnekler.

TÜRKİYE DAHA AKTİF OLMALI

Bu süreçte Türkiye daha aktif bir rol mü almalı?

Hatırlarsınız, Cumhurbaşkanı Gül, yanılmıyorsam 2008'de Büyükelçiler Konferansı'nda Ortadoğu'da AGİT gibi bir örgütün kurulmasını önerdi. Ama kimse bu önerinin arkasından gitmedi. Bence böyle bir girişimin tam zamanı. Bölgesel çapta hem demokrasiyi hem istikrarı sağlayacak örgütlenmelerin kurulması için Türkiye'nin insiyatif alması gerekiyor. Bölgede esen değişim rüzgarı böylesi bir projenin hayata geçirilmesi için de imkânlar sunuyor. Ancak bu aşamada önemli olan süreci iyi yönetmek gerek. Çok hassas dengelere oturan bir dış politika yürütülmesi şart. Kolay bir iş değil. AK Parti bence bugüne kadar bunu başarıyla yaptı. Bundan sonraki süreçte hükümetin az duygusal, çok rasyonel olması gerekiyor.

Amerika için öncelik bölgenin güvenliği değil kendi çıkarları

Peki Avrupa ve ABD neresinde bu olayların? Kışkırtan mı, kontrol etmek isteyen mi, değişim isteyen mi?

Batı denince hem Avrupa hem ABD, Ortadoğu'nun istikrar içinde, kendi çıkarlarına zarar vermeden demokratikleşmesi için elinden geleni yapmaya çalışıyor. Akdeniz ortaklığı çerçevesinde AB'nin yaptığı şeyler var. ABD'nin, G-8'in bizim de hem Türkiye, hem de TESEV ve GPOT olarak parçası olduğumuz "Gelecek İçin Forum Süreci" (Forum for the Future) var. Batı göreli olarak bölgede demokratik bir değişim sürecini uzun süredir istiyor. Ama şu anda yaşanan Batı'nın istediği, kışkırttığı ya da yönettiği bir süreç değil. Şu anda yaşanan Sovyetler'in dağılması gibi bir süreç. Ve Batı'da bu sürecin sert olaylarla sonuçlanmasını, çıkarlarının zarar görmesini istemiyor. Bu yüzden mümkün olduğunca süreci kontrol etmeye çalışıyor.

Batı demokrasi istiyor ama gereğini yapmıyor mu?

Kesinlikle... Bu ülkelere demokrasi için yeterince baskı kurmuyor. Eğer gerçekten isteselerdi çoktan yaparlardı. Bunun için araçları da mevcuttu.

Mesela...

Mesela, yılda 1,3 milyar dolar askeri yardım yapıyor ABD Mısır'a. Bu yardımı demokratikleşme şartına bağlasa ne olur? Ülke çoktan demokratikleşirdi. Ama onlar da bazı korkulardan dolayı bu değişimi kolay kolay istemiyorlar.

ABD YUMUŞAK GEÇİŞ İSTİYOR

Nedir o korkular?

Çıkarları. O bölgenin istikrarı, büyük savaşların çıkmaması, İsrail'in güvenliği, İsrail-Mısır ilişkilerinin sürdürülmesi ve petrol akışının sürmesi. Batı'nın bugün öncelikleri bunlar. Mısır konusunda kesin tavır almıyor. Zamana yayarak kontrolü sağlamaya çalışıyor. Piyasalar o kadar hassas ki, hemen özellikle Avrupa borsalarında petrol fiyatlarının arttığını görüyoruz. Bunun olmamasını istiyorlar, hem ekonomik hem siyasi açıdan istikrar içinde değişim sağlamaya çalışıyorlar. Özetle, Batı için önemli olan o ülkenin demokratikleşmesi değil var olan çıkarlarının korunması.

Mısır'da sürecin yavaş ilerlemesi ABD'nin kontrollü geçişinin aracı mı?

Biraz öyle. ABD yumuşak ve güvenli bir geçiş istiyor. Bunun alt yapısını hazırlıyor. Artık ABD de yeni yönetimde Müslüman Kardeşler'in yer alacağını kabullenmiş durumda. Ama 'mümkünse çok da fazla etkin olmasınlar' istiyorlar. Bu süreçte ABD'nin asıl hedefi, İsrail'in güvenliği, petrol akışının sağlanması, büyük istikrarsızlıkların, jeopolitik dengesizliklerin olmasını engellemek. Bunun için Ömer Süleyman (eski İstihbarat Başkanı, yeni Devlet Başkan Yardımcısı) en iyi geçiş süreci adayı görüyor. Sonra da Batı'nın da destekleyebileceği El Baradey ya da onun gibi birinin cumhurbaşkanı olması. Bunu becerebilirler mi? Birçok faktöre bağlı, şimdiden bir şey söylemek zor.

Peki Mısır'da süreç uzarsa, mevcut yapı değişime direnirse?

Süreç daha da radikalleşir. Müslüman Kardeşler de radikalleşir, diğerleri de. Çatışma keskinleşir, kırılmalar güçlenir ve gruplar çatışmaya yönelir. Bu olay hiç kimsenin işine gelmeyecektir. Böyle bir senaryo Türkiye'nin de işine gelmez. Mısır başta olmak üzere Arap ülkelerinde ciddi ekonomik yatırımlarımız var, olası istikrarsızlık bizim ekonomik yapımızı da bozabilir. Petrol fiyatları yükseldiğinde sadece Avrupa değil, biz de rahatsız oluyoruz. Umarız sorun buraya varmadan, çok fazla kan dökülmeden akl-ı selimle çözülür. Bu aşamada Türkiye'nin bundan önce Lübnan'da olduğu gibi kapıların arkasında aktif rol oynaması gerekiyor.

TÜRKİYE'NİN ÖNEMİ 5'E KATLANDI

Türkiye bunu başarabilir mi?

Bizim yaptığımız araştırma böyle bir potansiyelin varlığını gösteriyor. Aslında bölgede ortaya çıkacak olası bir iktidarsızlık durumu ya da şu andaki gibi belirsizlik durumu Türkiye'yi öne çıkarmış durumda. Dikkat ederseniz Obama Erdoğan'ı arıyor, uzun bir telefon konuşması yapıyorlar bölgesel sorunlar üzerine. Arkasından Erdoğan bir çıkış yapıyor, Amerika aşağı yukarı Türkiye'nin çıkışına benzer bir politika geliştiriyor. Türkiye'yi bundan önce de önemsiyorlardı; ama şimdi birden bire daha da önemli hale geldi. Çünkü ABD'nin Ortadoğu'da dayandığı payandalardan, ayaklardan biri olan Mısır yıkıldı, yıkılmak üzere.

Aynı şekilde Türkiye bu süreçte İsrail için de eskisinden çok daha önemli hale geldi. Çünkü Mısır en önemli dayanak noktasıydı, Hamas'ı cezalandırmak için Gazze'ye girdiklerinde yanlarında Mısır'ı buluyorlardı. Bundan sonra böyle bir şey yaptıklarında Mısır'ı yanlarında bulacaklarından çok emin değilim. Çünkü Mısır'da yeni iktidar her durumda Filistin'e, Hamas'a sempatiyle yaklaşacaktır. Halkın taleplerine daha duyarlı olacaktır. Onun için İsrail açsından bakılınca Türkiye'nin önemi 5'e katlandı. Bu durum Mavi Marmara olayından sonra hâlâ masada duran 'özür' ve 'tazminat' konusunda Türkiye'nin elini güçlendiren bir durum.

Bana kalırsa, özür ve tazminat bir şekilde gelecek, bizim istediğimiz gibi mi olur, onlarınki gibi mi, ara formül mü bulunur; ama bir şekilde ilişkilerin normalleşmesi için İsrail çok daha fazla çaba harcamak zorunda kalacak. Varlığını korumak için dayanabileceği bir başka ülke kalmadı, tek ülke Türkiye. İsraillilerin de bunu görmeye başladığını farkediyorum. Yani istikrarsızlık Türkiye'yi bir taraftan olumsuz anlamda etkilerken, Batı ile İsrail ile Avrupa ile ilişkilerini geliştirmesi açısından olumlu anlamda etkiliyor. Kısacası paradoksal bir durum var.

To read the article in the original newspaper, click here.

← Share