İstanbul Kültür University

AB-Türkiye Kaçırılmaması gereken bir dönem başkanlığı | Mensur Akgün | Referans Gazetesi

İsveç, oldum olası Türkiye'nin AB üyeliğini destekler. Tek koşulu vardır, o da Türkiye'nin demokratikleşmesi ve "Kopenhag Siyasi Kriterleri"ne uyum sağlaması.

Onlara göre Türkiye üyeliği ile AB'yi zenginleştirecek, kültürel çeşitliliğini ve siyasi ağırlığını artıracak bir ülkedir. Fransa ve Almanya'nın son zamanlarda sorun çıkartmasına, ayrıcalıklı ortaklık teklifiyle Türkiye'yi rahatsız etmesine açıkça karşı çıkan ender ülkelerden biridir İsveç.
Pazartesi günü Kültür Üniversitesi Küresel Siyasal Eğilimler Merkezi'nin (GPoT) İsveç Dışişleri Bakanlığı'na bağlı İsveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (SIIA) ile birlikte Stockholm'de düzenlediği toplantıda da bu destek bir kez daha tekrarlandı. İsveç Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Frank Belfrage, Türkiye Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ertuğrul Apakan'ın da konuşmacı olarak katıldığı konferansta Türkiye'nin önemini bir kez daha vurguladı.
Büyükelçi Belfrage, Dışişleri Bakanları Carl Bild'in Türkiye'yi Amerika'dan sonra ikinci büyük stratejik ortak olarak gördüğünü anlattı. Kafkaslar'da, Ortadoğu'da, Afganistan ve Pakistan'da oynadığı rolü övdü. Türkiye'yi kültürler arası bir köprü değil bağdaştırıcı olarak algıladıklarını söyledi. Biraz Ankara Protokol'ünden bahsetti, biraz Kıbrıs sorununun çözümüne atıfta bulundu ama asıl üyelik için Avrupa değerlerine uyumun gerekli olduğunun altını çizdi.
Büyükelçi Apakan da geniş bir tarih perspektifinden hareketle kendi sorumluluk alanına giren alanlarda, yani dış politikasında Türkiye'nin neler yaptığını, bunun Avrupa güvenliğine nasıl katkıda bulunduğunu, tam da Avrupalı bir üslupla salonda bulunan çoğu AB ülkelerinin Stockholm'deki büyükelçisi 60 küsur kişiye anlattı. Türkiye'ye uygulanan ayrımcılıktan, hiçbir adayın konsey kararlarını AB ülkelerine hatırlatmak zorunda kalmadığından bahsetti. Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümüne verdiği desteği tekrarladı.
İki saatlik toplantı hemen hiçbir AB ülkesinde göremeyeceğiniz kadar çok destek ve üyelik temennisi ile bitti. GPoT adına konuşan meslektaşım Sylvia Tiryaki'nin Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonların kalkması gerektiğini söylemesi üzerine söz alan GKRY Büyükelçisi bile Türkiye'nin üyeliğine verdikleri desteği vurguladı. Eminim siz bu satırları okuduğunuz sırada Lund Üniversitesi ile TESEV tarafından ortaklaşa düzenlenen toplantıda da aynı destek tekrarlanacak, İsveç dönem başkanlığı sırasında yapılması gerekenler tartışılacak.

* * *
Diyebilirsiniz ki dönem başkanlıklarından mucize beklememek gerek. Evet doğru, gerçekten de beklememek gerek. Nihayetinde konsensüs ile çalışan bir mekanizmadan söz ediyoruz. Üstelik Kıbrıs sorunu yüzünden askıya alınan sekiz başlık mevcut. Bazı başlıklar Fransa'nın engellemesi, bazıları da bizim üstümüze düşen sorumlulukları yerine getiremememiz nedeniyle açılamıyor. Zaten bir ay kadar sonra başlayacak İsveç dönem başkanlığı sırasında da en fazla üç başlığın açılabileceği söyleniyor.
Ancak AB üyeliğini başlık açmaya da indirgememek gerek. Üyelik çok daha kapsamlı, çok daha içerikli bir değişim gerektiriyor. Türkiye bu değişimi gerçekleştirmek yolunda önemli adımlar attı. Fakat hâlâ yapılması gerekenler, aşılması şart olan engeller var. Bunların hiçbiri de yabancısı olduğumuz, bilmediğimiz şeyler değil. Hepsi yıllık ilerleme raporlarında mevcut. Bazıları da Ulusal Program'a bile girmiş şeyler.
Aslında çoğu içselleştirilmiş, iktidarın gerçekten de Ankara Kriteri haline getirebileceği nitelikte reformlar. Dinsel, daha doğrusu Lozan azınlıklarına ilişkin hak talepleri dışında AKP iktidarının yapamayacağı, yapmak istemeyeceği çok az şey var. Kaldı ki ana muhalefet de mucizevî bir şekilde yeni açılımlar peşinde, "Kürt sorunu"nun çözümüne dahi destek olacağının sinyallerini veriyor.
Yani şartlar uygun ve ortam müsait. İktidarın tek yapması gereken reform çabalarını hızlandırmak, TRT 6 gibi sembolik önemi de büyük adımlar atmak. AB dönem başkanlığını devralacak olan İsveç'in de bizi desteklemek için desteğe ihtiyacı var. Türkiye'nin reform yorgunu olmadığını, Fransa'dan, Almanya'dan ne sinyal gelirse gelsin değişimin süreceğini, Stockholm'de bir gazetecinin sorduğu "bıkkınlık ve usanmışlığın" asla gerçekleşmeyeceğini ispatlamak zorunda.

← Share