İstanbul Kültür University

Dilek Yardım - YASED - Referans Gazetesi

Serbest ticaret ve rekabetçilik kuralları çerçevesinde gerçekleştirilen uluslararası ticaretin bütün taraflar için ticaret dengeleri aracılığıyla büyüme ve kazanç sağladığı açıktır.

Bugünün küresel ekonomisinin de aslında serbest ticaretin bir ürünü olduğunu söylemek mümkündür. Birçok ekonomi için ihracat bir büyüme motoru olarak karşımıza çıkmaktadır.

İçinde bulunduğumuz kriz ile birlikte korumacılık akımları tekrar rağbet görmeye başladı. Birçok gelişmiş ülke ekonomilerini canlandırma yönünde açıkladıkları paketlerde yerli malı kullanımı şartı getiriyor. Ülke kaynaklarının ve tasarruflarının ilk önce o ülke vatandaşlarının krizden aldıkları darbenin azaltılması için kullanılması iç politika dinamikleri açısından alınması ve anlatılması kolay bir politika tedbiridir. Kısa vadede olumlu politik etkileri olsa bile uzun vadede korumacılığın refah arttırıcı bir politika olmadığı içinde bulunduğumuz liberal ekonominin ve küreselleşmenin en önemli kurallarından biridir. Eğer sistemsel risklerin önlenmesi için veya bazı kritik önemdeki sektörlerin çöküşünü önlemek için hükümetlerin müdahalesi söz konusu ise bu müdahaleler piyasaların işlerliği ve sürdürülebilirliğini bozmayacak, aksine destekleyecek şekilde gerçekleşmelidir. Zira her ekonomi için özellikle de kriz zamanlarında piyasalara ulaşım kritiktir.
Günümüzde rekor seviyelere ulaşan uluslararası doğrudan yatırımlar ve bunun sonucu olarak gelişen küresel yapı dünya üretimini son derece uluslararası hale getirmiş durumdadır.

Bunun sonucu olarak birçok yerli şirket için korumacılık kabul edilemez bir olgu haline gelmiştir çünkü ilgili firmaların uluslararası piyasalarda yaptıkları gibi rakipleri de ülke içinde yerel iş gücü ve yerel girdilerle üretim/ihracat yapmaktadırlar.

Yerli malı tartışması
Son günlerde yerli malı kullanımını teşvik eden sloganlar duymaya başladık. YASED üyeleri de konuya ilişkin rahatsızlıklarını ilgili platformlarda dile getirdiler. Hatta Türkiye'de kurulmuş, istihdam yaratıcı, ticaret hacmini artırıcı, katma değer kazandıran yatırımlar yapan, ülkemizin büyümesine katkıda bulunan uluslararası yatırımcıların da "yabancı" yatırımcılar olarak eleştirilmeye başlanıldığını görüyoruz. Son dönemde yaşanan ülkemizde üretim/istihdam hatta büyük çapta ihracat yaparak döviz girdisi sağlayan firmaların uluslararası markalarına verilen tüketici tepkileri aynı şiddette olmaktadır. Halbuki ülkemizin gelişme ve kalkınması, rekabetin artırılması ve yatırım ortamının iyileştirilmesi yolunda yaptıkları çalışmalar bu yargıların yanlışlığını ispat eder niteliktedir. Sonuç olarak yurtiçi tasarrufları yetersiz olan ekonominin büyümesi, genç nüfusuna istihdam yaratabilmesi için sınır ötesi tasarruflara ihtiyacı vardır. Bunun en güvenli yolu da uluslararası doğrudan yatırım girişidir.

Kasım 2008'de Washington'da toplanan G-20 zirvesinde korumacılık yapılmayacağının garantisi veren liderlerin daha sonraki tutumları bu taahhütlerle çelişmektedir. Gerçi geçmiş dönemlerde görülen türde bir korumacılık artık çok olası değildir, uluslararası düzenlemeler ve ülkelerüstü (supranational) kurumların varlığı tam bir geriye dönüşü imkansız kılmaktadır. Halihazırda da olduğu gibi alınacak korumacı tedbirler direkt değil dolaylı olacaktır ancak her halukarda toplam dünya ticaret hacmini etkileyecek, rekabet edebilir bir yatırım ortamını uzun vadede derinden zedeleyecektir.

Düzen bozuldu
Bu tür tehlikelerin önüne geçebilmek için eşgüdüm şarttır. Dünya Ticaret Örgütü'nün çıkmaza giren Doha Raundu görüşmelerini bir an önce sonuçlandırması dünya ekonomisine ve iş çevrelerine olumlu bir sinyal verecektir. Ancak pratikte en erken 2009 hatta 2010'da tamamlanabilecek olan bu süreç bugünün gümrük tarife risklerine karşı koruma sağlayamayacaktır. Dünya Ticaret Örgütü mevcut anlaşmaların ihlaline engel olacak çalışmalar yapmalıdır.

Gelinen noktada, son 25-30 yıla damgasını vuran küresel düzen bozuldu, ulusal kurumlar, ulusal talepler öne çıkmaya başladı. Sadece mal piyasasında değil sermaye ve iş gücü piyasalarında da korumacılık eğilimi güçlendi. Gelişmekte olan ekonomilere akan fonlar 2007 yılından itibaren hızla geri çekilmeye başladı. Fransa ve İngiltere, sermaye veya kredi desteği almış bankaların bu fonları yurtiçine tahsis etmesi veya ancak ulusal şirketlerin yurtdışı operasyonlarında kullanılmalarını şart koşuyor. İsviçre ise bazı sermaye rasyolarında yerli şirketlere verilmiş olan kredileri hesaba dahil etmeyip dolaylı faydalar sağlıyor. Diğer Avrupa ülkelerinde benzer tepkiler var. Daha çok yerleşik olmayan (non-resident) çalışanlar işten çıkarılmakta, yeni işe alımlarda yabancı çalışanlar yerine yerleşikler tercih edilmektedir. Bu konu TARP (ABD Hükümeti tarafından 2008'de uygulamaya konulan finansal kurumlara yönelik kriz programı - Troubled Asset Relief Program) fonu kullanan bankalar için bir ön şart haline getirilmiştir. Küresel finans sistemini ayağa kaldırmak ve küresel oyunu yeniden kurmak kolay olmayacaktır. Eğer bu trend kırılamazsa büyüyemeyen dünya ekonomisi, içine kapanan ülkelerin kendilerini kurtarma çabaları yüzünden birbirlerini baltamaları sonucunda daha da küçülerek negatif bir döngünün içine düşecektir. Buradan çıkış çok daha uzun ve zor olacaktır.

Korumacılığa direnme ilkesi

Sonuç olarak küresel finansal krizin korumacılığı tetikleyerek ekonomilerin büyümesine zarar vereceği ve böyle bir sonucun gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tarafından ortak bir kararlılıkla önlenmesi gerektiği konusunda fikir birliği vardır ancak öncelik olup olmadığı konusunda değişik yaklaşımlar mevcuttur. Öngörülen düşüncelerle alınan tedbirlerin farklı olduğu bir ekonomik sistem ile uluslararası yatırım ve ticarete engeller üretmek krizden çıkışı daha da güçleştirecektir. Dünya mevcut daralmadan daha büyük bir durgunluğa girip, dünya ticareti düzelemeyecek darbeler alabilir. Toparlanmanın ardından bile küreselleşme adına yapılan kazanımların tekrar hayata geçirilmesi zor olacaktır. G-20'nin ilk toplantıda gündeme getirdiği korumacılığa direnme ilkesi çok önemlidir ve Nisan'daki toplantıda bu kararlılığın devamı korumacılık - küreselleşme kutuplaşmasını önlemek ve küresel ekonomik dengelerin sürdürülebilirliği adına bir o kadar kritik olacaktır.

Serbest ticaret ve rekabetçilik kuralları çerçevesinde gerçekleştirilen uluslararası ticaretin bütün taraflar için ticaret dengeleri aracılığıyla büyü...

← Share