İstanbul Kültür University

Soli Özel - Krizi aşmak için, Haberturk

YAKLAŞIK iki hafta sonra Londra'da G-20 toplantısı yapılacak. Kurulalı nerdeyse 10 yıl olan bu grupta bugüne dek dünya ekonomisi hakkında son sözü söylemeye alışmış gelişmiş ülkelerle gelişmekte olanlar ve petrol zenginleri bir arada.

Dünya ekonomisinde daralmayı tetikleyen finansal kriz merkez ülkelerde başladı. Çıkmasında en büyük günahı ABD taşıyor. Finans krizi aşılmadan, bankacılık sistemi yeniden işler hale getirilmeden krizi aşmak mümkün değil. Batılı ülkeler de henüz bu kilidi kırıp sistemi işler hale getirmeyi beceremediler.

Dünyanın küresel ekonomiye eklemlenmiş hiçbir köşesi krizin etkilerinden kurtulamıyor. İki gün önce açıklanan Çin'in ticaret rakamları durumu ortaya koyuyor. Ekim ayından beri ayda 40 milyar dolar olan Çin'in ticaret fazlası şubat ayında yaklaşık 5 milyara düşmüş. Dünya ekonomisinin genelinde de büyüme yavaşlıyor.
Dün İngiliz Büyükelçiliği'nde Edam, Küresel Eğilimler merkezi, Referans ve Daily Nevvs gazetelerince düzenlenen "G-20 zirvesine doğru" başlıklı konferansın ilk panelinde konuşan

Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen durumu kısaca özetledi: Finansal kriz nedeniyle gelişmekte olan ülkelere sermaye akımları durdu. Son on yılda bu ülkelerde 200 milyon insan büyüyen dünya ekonomisi nedeniyle yoksulluk sınırının üzerine çıkmışken şimdi gelişmekte olan ülkelerde her gün yüz bin kişi işini kaybediyor. Dünya Bankası'na göre küresel işsizlikte elli milyonluk artış yaşanacak bu yıl.
Konferansa katılanların mutabık kaldıkları nokta, çökmüş bankaların elindeki zehirli değerler devreden çıkmaz, Ali Ağaoğlu'nun deyimiyle "zombi bankalar'a para akıtılmaya devam edilirse krizin aşılması mümkün olmayacak. Sistemin çarklarının dönmeye başlaması için güven gerekiyor. Hanüz ABD'nin astronomik harcamaları da, AB'nin tavrı da bu güveni üretebilecek gibi değil.
Londra'da bu konular konuşulacak. Avrupalılar ile Amerikalılar arasında harcamalara mı finansal sistemdeki
denetimlere mi öncelik verilmesi konusunda anlaşmazlık var.

İKİ TEMEL KONU

Bu türden tartışmalar aslında meselenin özünü gizliyor. G-20 toplantısını bir süreç ve bir siyasi çaba olarak görmek gerek. Dünya bu krizin ardından çok farklı bir kapitalist yapılanma, yeni bir işbölümü ve buna koşut olarak hem ekonomik hem siyasal gücün yeniden dağıtıldığı bir döneme girecek.

Tüm günahlarına rağmen ABD'nin öncülüğü olmadan bu geçişi gerçekleştirmek kolay değil. Ancak gelişmekte olan ülkelerin artan gücünü dikkate almadan ve bu gücün ekonomik örgütlerde temsili meselesini çözmeden de bir yere varmak zor.
Londra'daki Center for European Reform'un baş iktisatçısı Katinka Barysch bu bağlamda iki noktanın üzerinde duruyor: "IMF'nin rolü ve devletlerin korumacılıktan kaçınmaları". Küresel ekonominin toparlanması ve yönlendirilmesinde önemli bir rol oynaması beklenen IMF'nin kaynaklarının 500 milyara çıkarılmasında mutabakat var. Ancak bu paranın bir kısmını vermesi beklenen Çin'in ve genelde gelişmekte olan ülkelerin, IMF ve benzer örgütlerdeki temsil ve söz hakkını artırmadan bu kurumları güçlendirmek mümkün değil. Kısacası Batı'nın kendi dışındaki ekonomik oyunculara yer açması şart.

İkinci konu daha netameli. Daralan piyasa ve sıkışan ekonomik durum karşısında tüm devletlerin ilk refleksi korumacılık oluyor. Korumacılık da eskisi gibi tarifeler yoluyla değil sinsi yöntemlerle yapılıyor. Bu eğilim krizi derinleştirir. G-20 toplantısının bu dürtüyü bastırıp bastırmayacağı ekonomik krizin derin bir siyasal krize yol açmaması bakımından da büyük önem taşıyor.

← Share